Friday, March 17, 2006

ABD’nin Orta Doğu’da Yeni Kartı: Suriyeli Kürtler

Birkaç yıl öncesine kadar, Suriyeli Kürtler çok fazla gündeme gelmiyordu. Bu durum değişmeye başladı. Bunun arkasında iki temel neden yatıyor. Birincisi Suriye’nin Irak Savaşı sonrasında önemli bir güç kaybına uğramış olması ve Şam yönetiminin yoğun bir uluslararası baskı altında olması. İkincisi ise, yine Irak Savaşı’yla beraber, Kuzey Irak’ta Kürtlerin elde ettiği kazanımlar. Bu ortam; Suriyeli Kürtler konusunda bir hareketlenmeyi, etkin olmayan hareketin Suriye rejimini tehdit eder hâle gelmesine ve Suriye’deki Kürt hareketinin niteliğinin ve hedefinin değişmesine neden oldu.

Irak Savaşı’ndan sonra iki önemli olay yaşandı. Bunlardan ilki, 2004 yılının Mart ayı içinde, Kamışlı’da bir futbol maçı sonrasında Araplarla Kürtler arasında başlayan çatışmaların, tüm Suriye’ye yayılmasıydı. Bu olay Kürtlerle Suriye yönetimi arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlattı. İkincisi, Haziran 2005’te Kürt dinî lider Maşuk Haznav’ın Suriye güvenlik güçlerinin gözetimi altındayken ölmesi sonucunda, binlerce Kürdün sokağa dökülmesiydi. Bu iki olay, Suriyeli Kürtlerin ne kadar seferberliğe yatkın ve olası bir yönetim boşluğu durumunda nasıl bir istikrarsızlık unsuru olabileceklerini gösterdi. Tüm bu gelişmeler Batı’da “Suriyeli Kürtlerin uyanışı” olarak yorumlandı.

Suriye Kürt hareketinin niteliğinin ve hedefinin değişmesi konusundaki en önemli gösterge ise, Mart 2006 ayı içinde Washington’da düzenlenen “Suriye’de Demokrasi ve Kürt Hakları” başlıklı Konferans oldu. Toplantıda kullanılan haritada, “Büyük Kürdistan”ın Türkiye’nin birçok bölümünü kapsaması nedeniyle Türk basınında geniş yer bulan Konferans, hem düzenlendiği yer hem de düzenleyenlerin niteliği açısından önemliydi. Konferansın Washington’da düzenlenmesi ABD’nin Suriye’deki etnik soruna daha sıcak bakmaya başlaması açısından bir gösterge sayılabilir. Konferansı düzenleyenler ise diğer iki Kürt kuruluşla beraber “Kuzey Amerika Kürt Ulusal Kongresi” isimli örgüttür. Örgüt kendi ifadesiyle nihaî amacını, bağımsız bir “Kürdistan” devletinin kurulması olarak açıklıyor. Birleşik bir Kürt devleti yolunda dört ayrı ülkede yaşayan Kürtlerin kendi ülkeleri içinde federalizm kazanmalarının gerekliliği vurgulanıyor. Kuruluşun Suriyeli Kürtlere yönelik Konferans düzenlenmesi de bu amaç doğrultusundaydı. Suriye’nin önde gelen dört Kürt partisinden temsilcilerin konferansa katılımı, bundan önceki döneme kadar sorunlarının Irak'taki Kürtlerin sorunundan farklı olduğunu söyleyen Suriyeli Kürtlerin nihai hedefleri ve hareketin niteliğinin değiştiği konusunda önemli bir gösterge olarak yorumlanıyor. Konferans Iraklı Kürtlerin Suriyeli Kürtlere bakışında da bir değişim olduğunu gösteriyor. Bundan önceki dönemlerde, KDP ve KYB (ne de PKK), Suriye ile iyi ilişkileri bozmamak için, Suriyeli Kürtleri hiçbir zaman desteklememişti. Konferansa Talabani’nin oğlunun katılması Kuzey Iraklı Kürtlerin artık bu konuya daha farklı yaklaştığını gösteriyor.

Suriye Kürtlerinin “uyanışı”, rejimi özellikle Kamışlı olaylarından sonra harekete geçirdi. Kürtlerin durumu konusunda belli reformların gerekliliği kabul ediliyor. Bu anlamda da bazı önemli adımlar atıldı. Ama öncelikle ülkenin resmi ideolojisi olan Pan-Arabizm düşüncesinde bir anlayış değişiminin ortaya konması gerekiyor. Suriye’nin Kürtlere bakışı, Pan-Arabizm düşüncesinin önemli unsurlarından olan “Kürtlerin Arap ulusuna oluşturduğu tehdit” kapsamında şekilleniyor. Bu bakıştan hareketle rejim Kürtlere yönelik önemli sınırlamalar getirdi. Siyasal katılımdan mahrum, ekonomik yaşam seviyeleri düşük ve kültürel sınırlamalar altında bir topluluk söz konusu. 1962 yılında yapılan nüfus sayımı sonrasında, Baas Partisi’nin o dönemdeki politikaları sonucunda 120.000 dolayındaki Suriyeli Kürdün vatandaşlıkları ellerinden alındı. Çoğu, “yabancı” ya da “kayıtsız” olarak isimlendirildi. Şu anda 1.5 milyon civarındaki Suriyeli Kürdün 25.000’i “kayıtsız”, 225.000’e yakını ise “yabancı” statüsünde yaşamlarını sürdürüyor. Ancak hem dış baskı hem de iç taleplerin yoğunlaşmasıyla rejim de son aylarda bu konuda adımlar atmaya başladı. Öncelikle Beşar Esad, ilk kez bir Kürt bölgesini ziyaret eden Devlet Başkanı olarak “Kürt halkının Suriye’nin bir parçası olduğunu” ifade etti. 10. Baas Kongresinde Kürtlere yönelik bazı açılımların sözü verildi. En önemli gelişme ise yönetimin “yabancı” ve “kayıtsız” Kürtlere vatandaşlık verileceği yönündeki açıklamaları oldu.

ABD özellikle Irak Savaşı sonrasında her ne kadar Suriye üzerindeki baskıyı yoğunlaştırdıysa da, Kürtler konusunu hiç gündeme getirmemişti. Lübnan, Hariri suikastı, Irak sınırından gerçekleşen sızmalar, teröre destek gibi konular her zaman ön plandaydı ve baskı araçları olarak kullanılıyordu. Bundan sonraki dönemde, etnik meseleler de Suriye’yi tedirgin etmek açısından önemli bir araç olarak kullanılabilir. Ama yine de, ABD’nin Suriyeli Kürtlerin özerklik ya da bağımsızlık taleplerine destek vermesi gibi bir durumunun gerçekleşmesi zor görünüyor. Suriye’yi daha çok köşeye sıkıştırma, tavizler alma, anlamında bu konu üzerinden kazanımlar sağlamak amaçlanıyor olabilir. Şu dönemde ABD’nin bu konu üzerine çok fazla gitmesi, kendi adına da sorun çıkarabilir. ABD’nin Irak’taki durumu düşünüldüğünde, kesinlikle daha fazla istikrarsızlık işine gelmeyecektir. İran’la bu kadar sorun yaşadığı sırada Suriye’yi de devreye sokmak istemeyecektir. Suriyeli Kürtleri ciddi olarak desteklemesi Türkiye ile ilişkilerini de sıkıntıya sokacaktır. Bu nedenlerden ötürü konferansı ABD’nin Kürtleri yoğun bir biçimde destekleyeceğinin işareti olmaktan çok Suriye’yi yola getirmek açısından yeni bir koz öne sürme girişimi olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu kozu oynayabilmek açısından Suriye’de uygun koşulların oluşmaya başladığı görülüyor. Suriyeli Kürtler arasında milliyetçiliğin arttığını söylemek mümkün. Suriye yönetiminin zayıflaması, uluslararası baskının yoğunlaşması ve Iraklı Kürtlerin özerklik konusunda ilerlemeler sağlamasının Suriye’de Kürt hareketi üzerinde önemli etkiler yaratması bekleniyor. Önümüzdeki dönemde Kürtler Suriye’nin istikrarı açısından en önemli konu hâline gelebilir.

1 comment:

Why Palestinians Usually Get It Wrong said...

Palestinians Humiliate Themselves

In a March 16 editorial in the New York Times titled, As If That Fire Needed Fuel, the Times writes:

"Israeli Army officials ordered inmates to strip to their underwear [see photo below], which many did, marching out with clothing on their heads, an embarrassing and completely unnecessary provocation that trampled the dignity of any Palestinian watching that spectacle.

Given the humiliations that ordinary Palestinians suffer merely by trying to get through Israeli checkpoints every day, the prison raid just reinforced the already degrading reality of living under foreign occupation."

Palestinian President Mahmoud Abbas stated, “What happened without a doubt is an ugly crime which can not be forgiven and a humiliation for the Palestinian people.”

Palesinians should feel humiliated. A majority of Palestinians living in the West Bank, Gaza, and Jerusalem support suicide terrorism. A 2001 poll by Dr. Nabil Kukali and the Palestinian Center for Public Opinion (PCPO), found, "a substantial majority [of Palestinians] (76.1%) support suicidal attacks like that of Netanya [in May, 2001], whereas 12.5% oppose, and 11.4% express no opinion." A 2006 poll taken by the Jerusalem Media & Communication Center after the recent Hamas political victories found, “56.2% [of Palestinians] strongly or somewhat support suicide bombing operations against Israeli civilians whereas 40.7% oppose such operations.”

Considering that the majority of Palestinians support suicide terror, and considering that Israel prevents suicide killings on a daily basis, it should come as no surprise that captured Palestinians are asked to remove their clothes during the process of incarceration. Why should any Israeli take a chance of being blown up? Why should Israel present Palestinians with opportunities to commit suicide killings?

Palestinians should feel humiliated about their culture of death and they should be asked to strip naked during the process of incarceration as long as their population continues to support, condone, and commit suicide killings.

http://whypalestiniansgetitwrong.blogspot.com/