Wednesday, October 16, 2002

Lübnan ve Suriye Sorumluluk Yasası

Genel olarak İsrail yanlısı senatörler tarafından hazırlanıp ABD kongresine yasa tasarısı şeklinde sunulan “Suriye Sorumluluk Yasası”, Suriye ve Lübnan üzerinde etkilerini göstermeye başladı. Yasa tasarısı Suriye’nin; teröre verdiği desteği kesmesini, BM yaptırımlarına aykırı olarak Irak’tan petrol ithal etmemesini, kitle imha silahları üretmemesini ve esas Lübnan için önem arz eden konu olarak da Lübnan’dan tüm askeri varlığını çekmesini ve bu ülkenin bağımsızlığına saygı göstermesini içermektedir. Gene yasa tasarısına göre bu koşulların yerine getirilmemesi durumunda Suriye’ye bir dizi ekonomik yaptırımların uygulanması öngörülmektedir. Yasa tasarısının Kongre’ye sunulmasını takiben etkileri de Lübnan’da ve Suriye’de iki ülke ilişkileriyle bağlantılı olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Lübnanlı Hıristiyanlar Lübnan’daki Suriye varlığına muhalefet eden kesimi oluşturmaktadır. Bu yasa tasarısının çıkmasıyla, başlangıçta Lübnan içinde tepki bulmayan tasarı son günlerde gündeme oturmaya başlamıştır. Lübnan’daki Suriye varlığı karşıtı grupların tasarının çıkışını destekler yöndeki çıkışlarına karşılık Suriye, Devlet Başkanı Yardımcısı Abdülhalim Haddam aracılığıyla bu çıkışlara karşılık vermiştir. Haddam Lübnan’da bazı grupların yanlış tarafa oynadıklarını ancak bu grupların geçmişte olduğu gibi yanlış tarafa oynadıklarını ve yenileceklerini söylemiştir. Suriye resmi basını da son günlerde yasaya karşı saldırıya geçmiştir.

Bütün bu gelişmelere karşılık Bush yönetimi, bu yasa tasarısının Kongre’den geçmesine soğuk bakmakta ve istememektedir. Geçen ay içerisinde ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu sorumlusu David Satterfield konuyla ilgili olarak görüşmelerde bulunmak üzere Lübnan’a bir ziyaret düzenlemiş ve tasarının yasalaşmayacağını ve terörle mücadelede Suriye-Lübnan arasındaki işbirliğinden duydukları memnuniyeti dile getirmiştir. Esasında bu yasa tasarısını Irak’a düzenlenmesi planlanan askeri harekat çerçevesinde düşünmek gerekmektedir. ABD gerçekleşecek bu operasyonda belki de en çok Suriye’nin desteğine ya da pasif muhalefetine ihtiyaç duymaktadır. Bu tasarıyı yasalaştırmak niyetinde olmamakla birlikte Suriye üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmak istemektedir. Bu nedenle gerçekleşecek bir Irak operasyonu öncesinde Suriye’den Lübnan konusunda ciddi adımlar atması yönünde baskı olacak ancak Lübnan’daki konumunu en azından operasyon sonrasına kadar değiştirecek bir gelişme yaşanmayacaktır. Bu nedenle Suriye-Lübnan ilişkilerini kısa dönemde etkileyebilecek bir gelişme yaşanmayabilir ancak Irak operasyonu sonrasında şu anda sadece baskı olarak hissettiği Lübnan’dan çekilme konusunda daha ciddi taleplerle karşılaşabilir ve iki ülke ilişkilerini etkileyebilecek ciddi gelişmeler yaşanabilir.

Sunday, May 06, 2001

Küreselleşme Kıskacındaki Suriye’de Reform Hareketi

Oytun ORHAN*


Abstract: Democracy, civil society and reform; these concepts are the focus of the po/itical debate that have started following Bashar Assad’s presidency and might be considered as new and dangerous concepts for the Syrian regime. This essay examines the reform movement in Syria by taking into consideration the internal and external dynamics. It also reviews the concrete steps taken in Syria during the reform process.




Son dönemde Suriye politik, ekonomik ve sosyal yaşamında, ister devlet kontrolünde olsun isterse devletten bağımsız, bir değişim süreci yaşanıyor. Demokrasi, sivil toplum, reform, insan hakları gibi kavramlar son dönem Suriye siyasi yaşamında kullanılan temel kavramlar haline gelmiş durumda. Bu kavramların yaygın olarak telaffuz edilmeye başlanması Suriye siyasal yaşamında çok ciddi beklentileri de beraberinde getirmiştir.

Özellikle Beşar Esad’ın iktidarı ile hızlanan söz konusu siyasi ve ekonomik reform tartışmalarını incelediğimizde bu tartışmaların temelinde son on yıllık dönemde uluslar arası sistemde yaşanan köklü değişim ve gene bu köklü değişime bağlı olarak Suriye politik ama özellikle de ekonomik yaşamında yaşanan, devlet kontrolündeki sınırlı dönüşüm sürecini takiben oluşan iç taleplerin olduğu söylenebilir.


1- Uluslar Arası Baskılar: Küreselleşme

Küreselleşme ilk ivmesini iktisadi alanda ortaya koymuştur ve sermayenin serbest dolaşımı, dünyanın tek bir pazar haline getirilmesi amacı temelinde sosyal, politik ve kültürel boyuta sahip bir olgudur. Sosyalist bloğa mensup devletlerin çöküşü sonrasında piyasa ekonomisi rakipsiz kalmış ve ABD’nin açıkladığı “Yeni Dünya Düzeni” çerçevesinde tüm dünya devletlerinin “demokratikleştirilmesi” ve piyasa ekonomisine geçişleri sağlanmaya başlanmıştır. Bu da Batı dış politikasının temelini oluşturmuştur. Bu sürece direnen devletler sistem dışı kalmış ve çok ciddi ekonomik, politik zorluklar içine girmişlerdir. İki kutuplu dünya düzeninin hüküm sürdüğü dönemde Sovyetler Birliği ile hareket eden ülkeler sistemin yıkılışının ardından ortaya çıkan belirsizlik ortamında politik ve ekonomik zorluklarla karşılaşmışlar ister istemez iç ve dış politikalarında hissedilir bir değişim sürecine girmişlerdir. Suriye iki kutuplu dünya düzeninin hüküm sürdüğü dönemde politik çıkarları nedeniyle Sovyetler Birliği’nin yanında yer almıştı. Şam, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte en önemli askeri ve politik desteğini kaybetti. Yeni uluslar arası sistemi kısa sürede analiz eden ve içinde bulunduğu şartları gören Hafız Esad yönünü Batı’ya dönerek politikalar oluşturmaya çalışmıştır. Bu anlamda Körfez Savaşı’nda akıllı bir seçim yaparak Batı ittifakının yanında yer almıştır. Suriye, Orta Doğu barışının kilit ülkesi olması nedeniyle çoğu kez ABD’nin müsamahası ile de karşılanmıştır. Bu dış politik değişimin yanında Esad’ın karşı karşıya kaldığı bir diğer açmaz da dünyada yaşanan hızlı değişimdir. Global değişim ve ön plana çıkan değerler, siyasi ve ekonomik yapılanmanın temel kriterleri nedeniyle rejim için çoğu kez tehdit olarak algılanmıştır. Gerek Hafız Esad, gerekse üst düzey birçok yönetici son yıllarda yaptıkları açıklamalarla küreselleşmenin ulusal yapılara zarar verdiğini, ulusal değerleri yıktığını belirtmiş ve küreselleşmenin mücadele edilmesi gereken bir olgu olduğunu öne sürmüşlerdir.[1] Ancak savunma harcamalarının gittikçe artan maliyeti ve buna bağlı yaşanan ekonomik zorunluluklar karşısında Batı’ya karşı kontrollü bazı tavizlerin kapıları açılmıştır.

Son dönemlerde Suriye’de yaşanan gelişmelerin temeline baktığımızda, bunların tamamen Beşar Esad’ın başa geçişiyle beraber başlamış bir süreç olmadığı ve yukarıda bahsedilen köklü değişim sonucunda 90’ların başından itibaren yaşanan bir sürecin devamı olduğu görülmektedir. Gerçekten de demokrasi kavramının yaygın biçimde ilk olarak kullanıldığı dönemler ele alındığında bunun 1991 yılı sonrası olduğu görülmektedir. Bu nedenle Suriye’de son dönemde yoğun olarak yaşanan tartışmaları ve gelişmeleri Hafız Esad’ın ölümü ile temellendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Esasında bu yaşananlar Hafız Esad’ın ölümünden önce kendisinin kontrollü olarak başlattığı bir sürecin devamı niteliğindedir. Bugünlerde sözü edilen reform hareketinin arkasındaki sosyal kesimi oluşturan özel sektör, 1991 yılında yatırım yasasının yürürlüğe konmasıyla yaşanan ekonomik liberalleşmenin bir ürünüdür ve bu kesim devletten özerk olarak değil, onun yönlendirmesiyle gelişmiştir.[2]


2- İç Talepler: Reform Hareketi

Suriye’de gerçekten bir reform süreci yaşanıyor mu yoksa bütün bunlar rejimin iktidarını sağlamlaştırma, toplumsal tabanını genişletme yolunda izlediği bir strateji mi? Beşar Esad’ ın başa geçişiyle hız kazanan süreçte yapılan ve söylenenler incelendiğinde ülkeyi yöneten elitlerin de bu konuda fikir birliğine sahip olmadıkları görülmektedir. Mevcut yapıya hakim yönetim içerisinde de eski yöneticilerle (bunlar her türlü değişim hareketine karşı olumsuz yaklaşmaktadır) daha çok Beşar’a bağlı ve reformcu eğilimleri (bir noktaya kadar) destekleyen yeni nesil yöneticiler arasında çelişki yaşanmaktadır.

Devlet güdümünde olsun ya da olmasın, Beşar Esad’ın iktidarı ele almasının ardından başlayan sivil toplum, reform ve demokrasi tartışmaları sistemin ve elitlerin gündeminin odak noktasını oluşturmuştur.

a) Değişimin Gündeme Taşıdığı Bir İsim: Riyad Seyif

Suriye’de reform hareketinin öncüsü konumundaki isim olan Riyad Seyif, ticaretle uğraşan bir işadamıdır. Seyif, son aylarda rejimin bazı temel kabullerine karşı eleştirilerini yoğunlaştırmaktadır. Baas ideolojisinin temelini oluşturan Arap Birliği ve sosyalizm konularına eleştiriler getirmekte, Arap Birliği düşüncesine karşılık, “Suriyeli” kimliğini ön plana çıkarılması gerektiğini, sosyalizmin ise ölmüş bir ideoloji olduğunu savunmaktadır.[3] 1994 seçimlerine bağımsız aday olarak katılmış ve milletvekili seçilmiştir. Milletvekili olmasının ardından sanayi sektörünün değişime ihtiyacı olduğuna dair eleştiriler getirmeye başlamıştır. Seyif’in eleştirilerini yoğunlaştırmasının ardından hükümet tarafından ticari bağlantılarına sınırlama ve şirketlerine ağır vergi yükümlülükleri getirilmiştir. Bunların sonucunda Seyif bir çok işletmesini kapatmak zorunda kalmıştır. İş hayatında yaşadığı sorunlara ve maddi sıkıntıya rağmen 1998 seçimlerine tekrar katılmış ve yeniden milletvekili seçilmiştir. Hafız Esad’ın ölümüyle beraber eleştirilerini artırmıştır. Kendi evinde işadamları ve aydınların katıldığı toplantılar düzenlemeye başlamış, bu toplantılar sonucunda “Sivil Toplum Dostları” adıyla yeni bir oluşum başlatmıştır. Başlangıçta halka açık olmayan bu toplantılar daha sonra herkese açık hale gelmiş ve katılım giderek artmıştır. Daha sonradan adı “Ulusal Diyalog Forumları” olarak değiştirilen grupta Seyif, Suriye ekonomisinde reform yapılmasına gerektiğine inanan işadamları ve siyasi reformu savunan aydınlar arasında destek bulmuştur. Seyif’in yeni bir parti kurmaya kadar varan girişimleri sonunda rejimin tepkisi sert olmuş ve belli bir noktadan sonra kendisini siyasi açıdan yok etmeye yönelik girişimler başlamıştır. Bunu takiben milletvekilliğinden istifa etmiş ve toplantıların artık son bulduğunu duyurmuştur. Şu anda kendisi hakkında anayasayı ihlal etmek ve mezhepsel ayrılık yaratmaya çalışmak iddialarıyla soruşturma açılmış durumdadır ve kendisiyle beraber hareketinin geleceği de belirsiz durumdadır.[4]

b) Siyasi Reform

1946 yılında bağımsızlığını kazanmasıyla beraber istikrarsızlığın hakim olduğu, askeri darbelerin birbirini izlediği Suriye’de Hafız Esad’ın 1970 yılında iktidara gelişiyle beraber ülkede göreceli bir istikrar hakim olmuştur. Bu istikrar döneminin arka planında yatan nedenlerin en önemlilerinden biri de Hafız Esad’ın Suriye toplumunu büyük ölçüde her tür ifade ve katılım imkanından yoksun bırakmayı başarmış olması yatmaktadır.[5] Siyasi katılım noktasında da sivil toplumun ülkede geldiği ya da getirildiği durum büyük önem kazanmaktadır. Genel anlamda toplum içindeki belli grupların, siyasi karar alma sürecine etki edebilme, devlet üzerinde baskı oluşturabilme, çıkarlarını ifade etme ve devletin zararlarından korunabilme amacıyla başvurulan bir örgütlenme biçimi olan sivil toplum örgütleri Suriye’de bu niteliğini yitirmiş; devleti kısıtlamak, baskı oluşturmak gibi amaçlarının tersine devletin gücünün birer unsurları haline gelmişlerdir. Temelleri altmışlı yıllara dayanan bu kuruluşlar partiye eklemlenmiş durumdadır ve yetmişli yıllarda bu örgütlere “liderlerine ebediyete kadar” sadakat yemini ettirilmiştir.[6] Devlet güdümünde olan ve günümüze kadar devletten özerk bir nitelik kazanamayan sivil toplum örgütlerinin pratikte ortadan kaldırılışları rejimin günümüze kadar süren istikrarının en önemli nedenlerinden birisi olmuştur.

Suriye’de yaşanan liberalleşme hareketinin ardında iki farklı kesimin olduğu gözlenmektedir. Birincisi 1991 yılından sonra devletin de teşvikiyle başlayan ekonomik liberalleşmeye bağlı olarak gelişen ve gittikçe ekonomik gücünü ve buna paralel olarak siyasi ve toplumsal etkinliğini arttıran girişimci kesim. İkinci grup ise akademisyenler ve sanatçılardan oluşan aydın kesimdir. Beşar Esad’ın başa geçişini takiben bu iki kesim siyasi reformların gerçekleştirilmesi amacıyla ülkenin çeşitli yerlerinde resmi olmayan toplantılar düzenlemeye başlamışlardır. “Sivil Toplumun Canlanışı” adı altında örgütlenen bu gruplar demokrasi, özgürlüklerin genişletilmesi, ekonomik reform konularında taleplerini dile getirmeye başlamışlardır. Bu toplantıları takiben Eylül 2000 ayı içinde yazarlar, düşünürler, sanatçılar, profesörler, avukatlar ve gazetecilerden oluşan 99 aydın taleplerini içeren bir belgeyi gazetelerde yayımlamışlardır. Basının devlet kontrolünde olması nedeniyle Beyrut gazetelerinde yayımlanan belgede temel olarak şu esaslar ele alınmaktaydı: 1963’ten beri yürürlükte olan sıkı yönetimin kaldırılması, siyasi tutuklulara af çıkarılması, toplantı, basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması ve son olarak da sivil özgürlüklerin genişletilmesi. Demokrasi ve insan haklarının dünyada ortak insancıl dili oluşturduğunu, halkları birleştirdiğini savunan aydınlar belgenin sonunda ekonomik ya da sosyal hiçbir reformun politik reformla beraber yapılmadığı taktirde istikrarı sağlayamayacağını savunmuşlardır.[7] Yayımlanan belgeye karşı devletin tepkisi sert olmuştur. Belgeyi yayımlayan gazetelerin Suriye’ye girişi yasaklanmıştır. Buna karşılık Esad bu dönemde bazı reformcularla görüşmüş ve sadece devlet gazetelerinde olmak kaydıyla devleti ekonomik konularda eleştirmelerini olumlu karşıladığını belirtmiştir. Reform hareketinin önde gelen isimlerinden olan Arif Dalila da (Hafız Esad döneminde Şam Üniversitesi’n deki görevinden uzaklaştırılmış ve ülkeden çıkarılmıştı ancak Beşar Esad’ın başa geçişiyle ülkeye ve görevine geri dönmesine izin verilmiştir) devlet gazetelerinden biri olan Tavra’da tek parti yönetimini eleştirmiş ve bu sistemin artık etkin olmadığını savunmuştur.[8] Reformcular ilk etapta başarı kazanmış gibi gözükmekteydi ve Suriye siyasi yaşamında da gerçekten önemli sayılabilecek gelişmelere tanık olunmaktaydı. Kasım ayı içinde ülkede 600 siyasi suçlu serbest bırakıldı ve gene aynı ay içinde Adalet Bakanı Muhammed Nebil Hatip, Genel Af Kanununun hazırlandığını duyurdu. Aralık ayı içinde ise karanlık bir geçmişe sahip olan Mazzeh hapishanesinin kapatılmasını öngören kararname yayımlandı. Kasım ayı içerisinde Baas Partisi, Ulusal İlerici Cephe (Suriye’de tüm partiler 1972 yılında Hafız Esad tarafından oluşturulan bu cepheye mensuptur) içinde yer alan partilere kendi gazetelerini çıkarmaları izni verildi ve bu kararı takiben Suriye Komünist Partisi tarafından “Halkın Sesi” adlı gazete çıkarılmaya başlandı.[9] Buraya kadarki süreç devlet kontrolünde ve Beşar Esad yönetimi içinde reformist eğilimleri destekleyen yeni kuşak yöneticilerin de desteğiyle gerçekleşmiştir.

Bu dönemde ülkede sivil toplum toplantıları da sürmekteydi. Bu toplantıların içinde en önemlisi ve katılımın en yüksek olduğu toplantılar muhalif milletvekili Riyad Seyif’in evinde yapılan toplantılardı.


Bu toplantılarda hükümet politikaları eleştiriliyor ve daha çok demokrasi talepleri dile getiriliyordu. Ocak ayı içinde aydınlar ve vatandaşlardan oluşan 1000 kişilik bir grup ikinci bir belge yayımladı. Genel olarak ilkini tekrarlayan bu belgede ek olarak uluslar arası bir kuruluşun denetiminde demokratik seçimlerin yapılması talebi dile getiriliyordu.[10] Hükümetin bu belgeye ilişkin tavrı “olumlu tarafsızlık” olarak yorumlanmıştır. Yetkililer belgeyi yayımlayan Arapça gazetelere herhangi bir sansür uygulamamıştır. Hükümetin bu yaklaşımı liberal reformcularla Suriye hükümeti içinde Esad’ın reformist eğilimini destekleyenlerin resmi olmayan ittifakı olarak yorumlanmıştır.[11] Belgeyi hazırlayanlardan ve yine reform hareketinin önde gelen isimlerinden olan Michel Kilo belgeyle olumlu biçimde ilgilenen Beşar Esad’a şükranlarını iletmiş ve kendisini öven sözler söylemiştir. Ocak ayı içinde Suriye’de iki bağımsız parti kurulmuştur. Hükümetten izin alarak kurulan bu partiler Baas’ın iktidara geldiği 1963 yılından bu yana faaliyet gösteren ilk partiler olmuştur.[12] Bu partilerin açılışını takip eden günlerde gene evinde düzenlenen bir toplantı sırasında Seyif yeni bir siyasi örgütlenme konusundaki planlarını açıklamıştır. “Sosyal Barış Hareketi” adını verdiği oluşumun siyasi partilerin kurulmasına izin veren yasanın çıkmasını takiben partileşeceğini belirtmiştir.[13]

Bu döneme kadar devlet tarafından ciddi bir engellemeyle karşılaşmayan hatta hükümet içindeki reformcu kanat tarafından desteklenen reform hareketi, bu noktadan itibaren ciddi devlet baskısıyla karşı karşıya kalmıştır. 29 Ocak 2001 tarihinde bir açıklama yapan Enformasyon Bakanı Adnan Umran sivil toplumun Amerikan kavramı olduğunu söylemiş ve yeni sömürgeciliğin artık ordulara dayanmadığını, değişik bir şekle büründüğünü belirterek her toplumun kendi kırmızı çizgileri olduğunu söylemiştir.[14] Bu açıklamadan sonraki gelişmelere bakıldığında rejim açısından reform hareketinin kırmızı çizgiyi geçtiğini düşündüğü anlaşılmaktadır. Bu dönemden itibaren reform hare ketine karşı bir saldırı dalgası gerçekleşmiştir. Ümran’ın açıklamalarından hemen bir gün sonra ilk belgeyi imzalayan 99 aydın arasında yer alan Nebil Süleyman’a karşı bir saldırı gerçekleşmiştir. Bulunamayan saldırganlar Süleyman’ın kafa ve yüzünde ciddi yaralar meydana getirmişlerdir. Ertesi gün bir grup aydın yaptıkları ortak açıklamayla ‘karanlık güçlere karşı” dayanışma içinde olduklarını belirtmişlerdir.[15] Seyif’in hareketin kuruluşunu takiben prensiplerinin açıklandığı bir sonraki toplantıya bazı Baasçılar da katılmış ve Seyif’e ciddi suçlamalarda bulunmuşlardır. Konuşmasını kesen Baasçılar kendisini yabancı şirketlerin ajanı olmakla suçlamışlardır.[16] Bu kampanyanın arkasında olduğu düşünülen Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam reformcuların, ülkelerini Cezayir ya da Yugoslavya’ya çevirmelerine izin vermeyeceklerini söylemiş ve reformcuları ülkede mezhepsel ayrılık yaratmakla suçlamıştır. Açıklamanın ardından Meclis Başkanı Abdülkadir Kaddura, Seyif‘in “anayasayı ihlal ve mezhepsel ayrılık yaratmak” iddiasıyla sorguya çekilmesi konusunda Avukatlar Birliği Başkanına izin verdiğini açıklamıştır.[17] Daha sonra ülkede düzenlenen tüm toplantılar için en az 15 gün öncesinden hükümetten izin alınması zorunluluğu getirilmiştir.[18] Bütün bu gelişmeler karşısında Seyif siyasilerin direktifleri doğrultusunda “Ulusal Diyalog Forumunun” kapatıldığını ve bundan sonra çalışmaları için resmi izin alma konusunda çalışacağını açıklamıştır. Bir ay evvel Esad’a övücü sözler söyleyen reformcu Michel Kilo bu gelişmelerden sonra, aydınlara karşı getirilen ajan suçlamalarına ve üst düzey parti ve hükümet yetkililerince yürütülen kampanyaya karşı protesto amacıyla sivil toplum hareketinden istifa ettiğini açıklamıştır. Kilo sivil toplumu canlandırma komitesinin misyonunun sona ermekte olduğunu söylemiştir.[19]


Son dönemde gelişen bu olaylar ışığında reform hareketini incelediğimiz zaman bu hareketin “şimdilik” eski yöneticiler karşısında yenik düştüğünü görüyoruz. Yeni yeni palazlanmaya çalışan özel girişimciler henüz devleti sınırlayacak güce ulaşamamıştır ve rejim içinde de kendisine yeteri kadar destek olacak bir taban sağlayamamıştır. Bununla birlikte rejim içinde yaşanan ve belki de ilk raunt olarak değerlendirebileceğimiz çatışma da da eski yöneticilerin galip geldiği görülmektedir.

c) Ekonomik Reform

Suriye’de ekonomi tamamen devlet kontrolünde bulunmaktadır ve siyasi, askeri seçkinlerin bu ekonomik yapının devamı yönünde ciddi çıkarları vardır. Özellikle güvenlik birimlerinin en önemli noktalarını elinde bulunduran bu yöneticiler sistemin çöküşüyle sonuçlanabilecek bir reform hareketinden çekinmektedirler. Çünkü devlet burjuvazisi adı verilen bu kesim üretim ve yatırım araçları üzerindeki kullanım haklarından yararlanarak toplumsal mülkiyet üzerinden zenginleşmektedirler.[20] Devlet burjuvazisi ise genel olarak Nusayrilerden oluşmaktadır ve bunların da bütünlük arz ettiği söylenemez. Temel olarak dört klana ayrılan Nusayriler (Haddadin, Matavira, Hayatin ve Kalbiya) arasında da siyasi ve ekonomik pastadan daha çok pay kapma konusunda rekabet yaşanmaktadır. Ekonomik reformun bu klanlar arasında şu an da çok belirgin olmayan bir bölünmeyi su yüzüne çıkarma olasılığı da bulunmaktadır.[21] Ülkede ekonomik reformu talep eden kesim ise genel olarak Sünnilerden oluşan geleneksel şehir burjuvazisidir. Lobmeyer’in bu konudaki yorumları da benzer noktalara işaret etmektedir. Lobmeyer, Suriye’de burjuva sınıfının ortaya çıkışı ve yükselişi konusunda yaptığı yorumlarda Suriye’de burjuvazinin yükseliş sürecinin toplumsal gelişmelerin bir sonucu olmayıp, devlet kontrolünde olan bir süreç olduğunu ve 1980’ler sonrasında artan ekonomik sıkıntılara bağlı olarak devletin ekonomik sorumluluklarının bazılarından kurtulmak amacıyla özel girişimciler karşısında tavizler vermek durumunda kaldığını belirtmektedir.[22]

Dolayısıyla doğuşu itibariyle devletten bağımsız bir nitelik taşımayan bu kesimin, başlangıçta siyasi taleplerde bulunması beklenemezdi. Bahout’a göre henüz doğuş aşamasında olan ‘özerklik adayı” olarak görebileceğimiz bu sınıfın[23] artan ekonomik etkinliklerine paralel olarak siyasi nüfuzları da artmış ve parlamentoda bağımsız milletvekilleri olarak yer almaya başlamışlardır. Ancak bu sınırlı siyasi serbestlik alanları devlete kabul ettirilmemiş devlet tarafından verilmiştir dolayısıyla her zaman geri alınabilirler.[24] Sünni tüccar seçkinlerin oluşturduğu bu kesimin siyasi taleplerine mevcut yapıya hakim olan ve kilit noktalarını Nusayrilerin oluşturduğu kesim engel olmaya çalışmaktadır. Burjuvazi sınıfı ülkede özelleştirilme, kamu harcamalarında kısıntı ve bürokraside küçülme gibi konularda ilerleme sağlanması konusunda çaba göstermektedir.

Suriye ekonomik anlamda bir darboğaz içeri sindedir. Ülkede işsizlik özellikle de genç nüfus içerisinde ciddi boyutlardadır ve hükümetin işsiz nüfusa iş olanakları yaratabilmesi için 1.6 milyar dolarlık yatırıma ihtiyacı vardır.[25] Yüksek doğum oranına karşılık GSYİH yıllık yüzde 1.5-yüzde 2 arasında artış göstermektedir ve bu da reel anlamda ülkede negatif büyüme anlamına gelmektedir. Her yıl toplam işgücüne 250,000 civarında genç katılmaktadır ve bu nüfusun istihdam edilebilmesi için 10 yıl içerisinde dört milyar dolarlık yatırım yapılması gerekmektedir.[26] Buna karşılık 1999 yılı içerisinde ülkede yapılan toplam yabancı yatırımın miktarı 47 milyon dolar olmuştur.[27]

Bu tablo altında devlet biraz da zorunlu olarak yeni düzenlemelere gitmiştir. Ekonomik yapıda yaşanan değişime bakıldığında en önemli reformun bankacılık sektöründe yaşandığı görülmektedir. Suriye Meclisi, 1963 yılından beri devletin elinde olan bankacılık sektörüne ilişkin olarak 29 Mart 2001 tarihinde aldığı kararla ülkede özel bankaların kurulmasına izin veren yasayı onaylamıştır. Ülkedeki ilkel bankacılık sektörünün sonucu olarak Suriyeliler yurt dışındaki bankalara ilgi göstermişlerdir. Halen Suriyelilerin ülke dışında 100 milyar dolar civarında sermayeleri bulunmaktadır ve bu reformla beraber bu paranın ülkeye getirilmesi planlanmaktadır.[28] Hükümet yabancı yatırımın artırılması için de bir dizi düzenlemelere gitmiştir. Yabancı firmaların Suriye pazarına direk olarak girişlerine izin verilmemektedir. Yatırım yapmak isteyen yabancı firmalar devletle iyi ilişkileri olan yerel aracı firmalarla temasa geçmek durumundadırlar. Bu kapsamda yatırım kanununu basitleştirmiş, yatırım izni alınması konusunda şeffaflaşmaya gidilmiş ve kamulaştırmaya karşı yeni önlemler getirilmiştir. Yabancı yatırımcılar için şu anda yüzde 60 olan kurumsal gelir vergisi oranı düşürülmüştür. Bunlara ek olarak Suriyelilerin döviz kuru taşımaları konusundaki sınırlamalar gevşetilmiştir. Şam Borsası’nın önümüzdeki dönemde açılması konusunda da çalışmalar başlatılmıştır.[29] Suriye özelleştirme konusunda ise değişik bir yöntem takip edeceğini açıklamıştır. Esasında burada gerçek anlamda bir özelleştirme durumu söz konusu değildir. Hükümet kamu firmalarının mülkiyeti ve yönetimini ayıracaklarını ve sadece yönetimi özel sektöre devredeceğini duyurmuştur.[30] Bu reform planı şirketlerin devlet mülkiyetinde kalması temeline dayanmaktadır ve en azından kısa dönem içinde ülkede gerçek anlamda özelleştirme yaşanmayacağı anlaşılmaktadır. Son zamanlarda ekonomik açılımı simgelemesi açısından belki de en önemli gelişme Pepsi Cola şirketinin Suriye’de üretim yapma ve bu pazara girme yönünde istekli olduğu yönünde yaptığı açıklamadır. Şirket Lübnan’da mallarının dağıtımını yapan şirkete, Suriye izin verdiği takdir de, bu ülkede üretim yapma hakkı tanımıştır.[31]

Belki diğer ülkelerle kıyaslandığında çok da ciddi sayamayacağımız bu gelişmeler Suriye’nin kendi koşulları düşünüldüğünde gerçekten önemli ilerlemelerdir ve ilerisi için liberalleşme adına olumlu sinyaller vermektedir. Güçlü, devletten bağımsız bir burjuva sınıfının eksikliği liberalleşme yönünde belki de en önemli eksiklik olarak gözükmektedir. Şimdilik sindirilen bu sınıf uzun vadede, sağlayacağı dış destekle beraber, çok daha ciddi adımların atılmasını sağlayabilir.

Sonuç

Gelinen aşamada rejim, reform hareketinden şunları beklemektedir. Birincisi yıllardır devam eden uluslar arası izole edilmiş konumundan kurtulmak ve uluslar arası sisteme dahil olmak; ikincisi, yaşanan ekonomik sıkıntıları aşmak, son olarak da rejimin geleceği için elzem olan meşruiyet zemininin genişletilmesidir. Ancak bu, ülkedeki reform girişimlerinin tamamen danışıklı dövüş şeklinde yürütüldüğü anlamına gelmemektedir. Ülkede liberal akımlar yerleşecek bir zemin oluşturmuştur ve bu eğilim artan bir seyir izlemektedir. Rejimin kendi içerisinde de çok belirgin olmamakla birlikte değişime karşı duran eski yöneticilerle liberal akımlara kısmi destek veren genç nesil arasında çatışma yaşanmaktadır. Ancak kilit noktaları elinde bulunduran ve şu anda çok güçlü olan eski yöneticiler reform hareketine belli bir noktadan sonra son vermişlerdir. Bu, çatışmanın son bulduğu anlamına gelmemektedir ve ilerde belki çok daha sert bir şekilde yaşanacak bir çatışmanın ilk aşamasıdır. Batı’nın ülkede reformcu kanadı destekleyeceğini ve rejim içerisinde reformcuların ilerde daha etkin konuma geleceklerini öne sürerek uzun vadede Suriye’de daha ciddi değişimlerin yaşanacağını söyleyebiliriz. Değişim sadece ekonomik ilişkileri ve statüleri değil mezhep temelinde şekillenen siyasal iktidarı da tehdit etmektedir. Bu da değişimin sanıldığı kadar kolay gerçekleşmemesinin önündeki en önemli engeldir. Uzun vadede liberalleşme farklı alanlarda yaratacağı karşılıklı bağımlılık çerçevesinde İsrail ile gerginliği azaltarak barış için yeni fırsatlar sunabilecektir. Sorun, şartları zorlayan ekonomik değişimin ne gibi siyasal ve sosyal sonuçlara yol açacağı noktasında kilitlenmektedir. Muhtemelen gelecekte baskıcı politik bir düzen ile liberal ekonominin birlikte nasıl yaşayacağı sorusuna cevap aranacaktır.



* ASAM Orta Doğu Araştırmaları Masası


[1] Eyal Zisser, ‘Clues to the Syrian Puzzle’, The Washington Quarterly, İlkbahar 2000, s. 87.
[2] Hans Günter Lobmeyer, ‘Suriye: Leviathan’ın Diyarı’, Ferhad İbrahim ve Heidi Wedel (der.), Ortadoğu’da Sivil Toplumun Sorunları, çev. Erol Özbek, İstanbul, İletişim Yayıncılık,1997,
ss. 104-108.
[3] ‘More Political Parties to be Formed in Syria’, Arabic News: http://www.arabicnews.com/ansub/Daily/Day/010130/2001013014.html, 30 Ocak 2001.
[4] Riyad Seyif hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz: ‘Dossier: Riyad Sayf, Syrian Member of Parliament’, Middle East Intelligence Bulletin, Cilt 3 (3), Mart 2001.
[5] Lobmeyer, ‘Suriye: Leviathan’ın Diyarı’, s. 95.
[6] Lobmeyer, ‘Suriye: Leviathan’ın Diyarı’, s. 96.
[7] Belgenin İngilizce metni ve imzalayan aydınların tam listesi için bkz.: ‘Statement by 99 Syrian Intellectuals’, Middle East Intelligence Bulletin, Cilt 2 (9), Ekim 2000.
[8] ‘Intelligence Briefs, State-run Newspaper Publishes Critique of One Party Rule’, Middle East Intelligence Bulletin, Cilt 2 (10), Kasım 2000.
[9] ‘Syria Gets First non-party Newspaper’, BBC News, 4 Ocak 2001.
[10] ‘The One Thousand Statement Calls For Democracy...’, Arabic News: http://www.arabicnews.com/ansub/Daily/Day/010112/2001011212.html, 12 Ocak 2001.
[11] ‘Dark Days Ahead for Syria’s Liberal Reformers’, Middle East Intelligence Bulletin, Cilt 3 (2), Şubat 2001.
[12] ‘Damascus: a New, Political non-opposition Political Party Established’, Arabic News: http://www.arabicnews.com/ansub/Daily/Day/010119/2001011909.html, 19 Ocak 2001
[13] ‘More Political Parties to be Formed in Syria’, Arabic News: http://www.arabicnews.com/ansub/Daily/Day/010130/2001013014.html, 30 Ocak 2001.
[14] ‘Dark Days Ahead for Syria’s Liberal Reformers’, Middle East Intelligence Bulletin, Cilt 3 (2), Şubat 2001.
[15] ‘Dark Days Ahead for Syria’s Liberal Reformers’, Middle East Intelligence Bulletin, Cilt 3 (2).
[16] ‘Baathists Take Part in the Dialogue and Criticize Seif’s Documents’, Arabic News: http://www.arabicnews.com/ansub/Daily/Day/010202/2001020217.html, 2 Şubat 2001.
[17] ‘Khaddam Warns the Intellectuals’, Arabic News:
http://www.arabicnews.com/ansub/Daily/Day/010219/2001021916.html, 19 Şubat 2001.
[18] Radikal, 21 Şubat 2001.
[19] ‘Dark Days Ahead for Syria’s Liberal Reformers’, Middle East Intelligence Bulletin, Cilt 3 (2), Şubat 2001.
[20] Lobmeyer, ‘Suriye: Leviathan’ın Diyarı’, s. 94.
[21] Gary C. Gambill, ‘Bashar’s Two Major Challenges’, Middle East Intelligence Bulletin, Cilt 5 (6), Temmuz 2000.
[22] Lobmeyer, ‘Suriye: Leviathan’ın Diyarı’, ss. 106-107.
[23] Lobmeyer, ‘Suriye: Leviathan’ın Diyarı’, s. 108.
[24] Lobmeyer, ‘Suriye: Leviathan’ın Diyarı’, s. 114.
[25] ‘Unemployment in Syria’, Arabic News: http://www.arabicnews.com/ansub/Daily/Day/010310/2001031013.html, 10 Mart 2001.
[26] ‘Syria Moves Gradually on Economic Reforms’, Reuters, 27 Şubat 2001.
[27] ‘Syria Country Report’, Economic Intelligence Unit, Ekim 2000.
[28] ‘Syria Approves Establishment of Private Banks’, Reuters, 30 Mart 2001.
[29] ‘Syria Reforming Again’, Economic Intelligence Unit, 16 Eylül 2000.
[30] ‘Syria to Open Public Sector to Private Management’, Reuters, 3 Nisan 2001.
[31] "Pepsi Takes the Lead with Syrian Joint Venture’, Reuters, 6 Nisan 2001.

Friday, December 01, 2000

Suriye’de Yeni Dönem: Göz Doktoru İş Başında

Oytun ORHAN*


Abstract: When Bashar Assad came to power after the death of Hafez Assad, everyone was anxious about the new era in Syria. The main debate was about what kind of a strategy Bashar, who became an opthalmologist after his medical science education, would follow in such kind of a structure where very detailed plans are required in order to stay in power. In this essay the power struggle in Syria and the achievements of Bashar in his short-term power period will be discussed.



Suriye’de otuz yıldır iktidarda bulunan Hafız Esad’ın Haziran 2004 ayı içindeki ölümüyle beraber, bu görev için altı yıldır hazırlanan Beşar Esad, Devlet Başkanlığına seçilmiştir. Bu zaten bilinen bir sonuçtu. Herkes tarafından merak edilen esas konuysa, yaşanacak iktidar mücadelesine bağlı olarak Beşar Esad’ın bu konumunu koruyup koruyamayacağı ve Suriye’de nelerin değişip nelerin değişmeyeceğidir.

Hafız Esad’ın Mirası

Hafız Esad, kendinden sonrası için, baştan itibaren Beşar Esad’a nazaran daha karizmatik bir yapıya sahip ve politikaya daha yatkın olan Basil’i Devlet Başkanlığı için hazırlamıştı. Ancak Basil’in 1994 yılında geçirdiği trafik kazası sonrasında hayatını kaybetmesi üzerine Beşar Esad, öğrenim gördüğü İngiltere’den çağrılmış ve hızla devlet içinde yükseltilmiştir. Beşar’ın liderliğe hazırlanması birbirine paralel üç süreci içeriyordu: Yönetim ve liderlik deneyimini kazandırma, rakiplerini ortadan kaldırma ve meşruiyet kazandırma. Bu sürecin ilk ayağı olarak kendisine askerlik deneyimi verilmeye başlandı. İlk olarak zırhlı birlikler okulunda kurmay binbaşı olmuş ve dönem birincisi olarak askeri ihtisasını tamamlamıştır. 1996 yılında yarbay rütbesine terfi eden Beşar, 1997 yılından itibaren de dış politika konularıyla ilgilenmeye başlamıştır. 1999 yılında albay rütbesine yükseltilen Beşar, kısa bir süre sonra da Cumhuriyetçi Muhafız Alayı’nda, daha evvel ağabeyinin yürüttüğü göreve getirilmiştir. Askeri altyapının verilmesinden sonra siyasete girmiş ve özellikle de dış politika konuları ile ilgilenmeye başlamıştır. Lübnan Dosyasını Devlet Başkanı Yardımcısı Abdülhalim Haddam’dan devralan Beşar, resmi dış gezilere çıkmaya başlamıştır. Devlet içinde deneyim kazandırma süreci devam ederken, bir taraftan da basın demeçleri ve röportajlar vermeye ve sık sık medyada yer almaya başlamıştır. Devlet Başkanlığı yolunda Beşar’a meşruiyet kazandırma, kamuoyu desteği sağlama amacı taşıyan bu adımlara paralel olarak Beşar, topluma kusursuz, yolsuzlukla mücadele eden, reformcu, ekonominin gidişatını uygulayacağı liberal politikalarla değiştirecek olan, açık görüşlü, Batı eğitimi almış bir lider olarak sunuldu. [1]

Beşar’ın liderliğe hazırlanması sürecinin en önemli ayağını, rakiplerinin ortadan kaldırılması oluşturuyordu. İşte bu dönemde Suriye’de yolsuzlukla mücadele adı altında devlet içinde güçlü, Beşar için tehdit oluşturabilecek kişiler, ya tutuklanmış ya da zorunlu emekliliğe zorlanmıştır. Bu sürecin ilk kurbanı Genelkurmay Başkanı Hikmet Şehabi olmuştur. Yüksek rütbeliler içinde nadir Sünnilerden olan Şehabi’nin yerine Nusayri ve aynı zamanda da Hafız Esat’la aynı aşiretten olan Ali Haydar getirilmiştir. Aynı dönemde Genel İstihbarat Bölümü Başkanı Najjar yolsuzlukla mücadele süreci içinde suçlanarak 12 yıl hapse mahkum olmuştur. Şubat 2000 tarihinde ise, askeri istihbarat şefi Ali Duba görevinden alınarak yerine Hasan Halil getirilmiştir. Görünüşte zorunlu emeklilik yaşı nedeniyle görevinden ayrıldığı söylense de, birçok üst düzey subayın bu sınırı aşmalarına rağmen görevlerine devam ettiği bilinmektedir. Hafız Esad, Ocak 1999 tarihinde Talas ve Aslan’ın görevde kalmalarını sağlamak amacıyla, Savunma Bakanı’nın ve Genelkurmay Başkanı’nın zorunlu emeklilik yaşını 67’den 70’e çıkaran bir yasa çıkarmıştı. Ali Duba’nın görevinden alınışının arkasında, daha evvel bazı yasadışı faaliyetlerle bağlantısının bulunmasının da neden olduğu söylenmektedir. Ali Duba’nın yerine getirilen Hasan Halil ise, Beşar Esad’ın başkanlığı konusunda sadık bir taraftar olarak bilinmektedir. [2]

Siyasal arenada yapılan ilk temizlikse, Abdülhalim Haddam’ın Lübnan işlerinden alınması olmuştur. Yetkileri daraltılarak etkisi azaltılan Haddam’dan sonra son temizlik olarak, on üç yıldır değişmeyen hükümet istifa ettirilmiştir. Mart 2000 tarihinde, Mahmut Zubi Başbakanlığındaki hükümetin istifası sonrasında, Zubi günah keçisi olarak belirlenmiştir. Bu hareketin arkasında temel olarak rejim içindeki Beşar taraftarlarının etkisini artırma amacı yatmaktaydı. Hükümetin istifa ettiriliş nedeni olarak, gerekli ekonomik reformların yapılamamış olması açıklansa da daha evvel 1980 yılında Abderrauf’un ve 1987 yılında Zubi’nin Başbakanlığa getirilişleri sırasında da aynı gerekçeler öne sürülmüştü. 360 milyon dolarlık bir yolsuzluğa bulaştığı öne sürülen Mahmut Zubi, bu suçlama karşısında dayanamayarak intihar etmiş, oğlu hapse atılmış ve Zubi ailesinin tüm mal varlığına el konulmuştur.

Beşar Esad Dönemi

Suriye yönetimi Hafız Esad’ın ölümü sonrasında ortaya çıkan güç boşluğunu doldurmada gerçekten çok hızlı davranmıştır. Suriye devlet televizyonu Hafız Esad’ın ölüm haberini verdikten hemen sonra, yayınını keserek Meclis’te anayasanın 83. maddesinin değişikliğine ilişkin oylamayı vermiştir. Bu oylamayla, devlet başkanının yaşının en az otuz dört olması -tam olarak Beşar Esad’ın yaşı- şeklindeki anayasa değişikliği onaylanmıştır. Başkanlık için adaylığı meclis tarafından kabul edilen Beşar yapılan seçimler sonucunda oyların yüzde 97,29’unu alarak Devlet Başkanlığına seçilmiştir. 1994 yılından beri Devlet Başkanlığı için hazırlanan Beşar’ın, babasının ölümünden sonra bu şekilde başa geçeceği, zaten herkes tarafından biliniyordu. Esas önemli olansa pragmatik, kurnaz, şiddet kullanmaktan çekinmeyen babasının otuz yıl boyunca iktidarda kalmayı başardığı Suriye’de Beşar’ın bunu başarıp başaramayacağıydı.

Beşar Esad, Baas Partisi’nin 19 Haziran tarihinde düzenlenen 9. kongresinde özellikle; rüşvetle mücadele, ekonomik altyapının geliştirilmesi ve ülkenin modernleşmesi konularıyla ilgili tartışmalara katılmıştır. [3] Bu ilerde değişimin hangi alanlarda yaşanacağına dair sinyallerdi ve gerçekten de Beşar Esad dönemi Suriye’sine baktığımız zaman bu üç sürecin işlediğini görüyoruz

1- Yolsuzlukla Mücadele

Beşar Esad için şu an öncelikli konu, iktidarını sağlamlaştırmaktır. Yolsuzlukla mücadele de, bu noktada önem kazanmaktadır. Esas olarak Hafız Esad’ın son yıllarında, Beşar’a iktidar yolunu açabilmek amacıyla muhaliflerinin tasfiyesi için kullandığı bu yola, Beşar da başvurmuş; eski bazı yöneticilerin yerine, kendisine yakın isimleri önemli noktalara yerleştirmiştir. Kendisine en yakın isim kız kardeşi Büşra’nın kocası Asıf Şevket’tir. Beşar, kendisini Kara Kuvvetleri Askeri İstihbarat Başkanlığı’na getirmiştir. Beşar’ın erkek kardeşi Mahir de, kendisine yakın bir diğer isimdir. Babasının ölümünden sonra ordu içindeki konumu yükseltilmiş ve Baas Partisi Merkez Komitesi’ne seçilmiştir. Beşar Esad’ın en yakın danışmanlarından ve destekçilerinden biri sayılmaktadır. Kendisine yakın diğer isimler Savunma Bakanı Mustafa Talas’ın oğlu Manaf Talas (Cumhuriyet Muhafızları içinde bir bölüğe komuta etmektedir) ve Genel İstihbarat Başkanı Behçet Süleyman’dır. Beşar Esad’ın iktidarda kalabilmesi için öncelikle ordu, istihbarat, güvenlik güçleri ve Nusayri kurumsallaşmasının diğer parçalarını oluşturan güç merkezlerinin desteğini kazanması gerekmektedir. Suriye’de iktidar tekelini elinde tutan şu anki idare de, Hafız Esad’ın ölümü sonrasında toplum içinde ortaya çıkabilecek bir ayrılmayı önleyebilmek amacıyla, ki böyle bir durum kendi iktidar tekellerinin tehlikeye girmesi anlamını taşımaktadır, Beşar’ı belki de bir simge olarak kabullenmişlerdir. [4] Beşar Esad, şu anda Baas Partisi ve ordunun üst kademesinin yaklaşık yüzde 90’nını oluşturan Nusayri grubun desteğini almış durumdadır. Hafız Esad’ın ölümünün ertesi gününde Korgeneral Mustafa Talas başkanlığında, Genelkurmay Başkanı Ali Aslan, Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Abdurrahman Sayyad, Genelkurmay İkinci Yardımcısı Muhammed Türkmani ve diğer birkaç üst düzey subaydan oluşan bir heyet Beşar’ı ziyaret etmiş ve kendisine bağlılıklarını belirtmişlerdir.

Mevcut duruma bakıldığında zaman Beşar Esad’a iktidar mücadelesinde rakip olma kapasitesine sahip, ilerde tehlike unsuru oluşturabilecek kişiler olarak Rıfat Esad ve Abdülhalim Haddam gözükmektedir.

Rıfat Esad
Hafız Esad’ın kardeşi Rıfat Esad, İspanya’da sürgünde bulunmasına rağmen, Beşar Esad için en ciddi tehdit unsurudur. Suriye içinde yakınları ve taraftarları bulunmaktadır. Halk içinde de desteğe sahiptir. Rıfat’ın ve diğer kardeş Cemil’in (Şu anda Avrupa’da olduğu sanılmaktadır) taraftarlarının sahibi olduğu ve Latakya’da bulunan özel bir liman, Ekim 1999’da tarihinde Beşar Esad’ın Cumhuriyet Muhafızları tarafından, Rıfat Esad taraftarı yüzlerce kişi de öldürülerek ele geçirilmiştir. Bu harekat sonrasında Rıfat’ın Suriye içindeki gücü önemli oranda azalmıştır. Şu anda Suriye içerisinde kendisine bağlı bin civarında silahlı adamı olduğu tahmin edilmektedir. Arab News Network adlı bir uydu kanalı açarak başına oğlu Sümer Esad’ı getiren Rıfat, bu kanal aracılığıyla Suriye rejimi karşıtı yayınlar yapmakta ve başkanlık için mücadele etmektedir. Hafız Esad’ın cenazesi için ülkeye gelişine izin verilmeyen Rıfat, İspanya’dan abisinin vefatıyla ilgili bir açıklama yapmıştır. Rıfat, şu anda başta bulunanların kendisini ülkeye sokmama gücüne sahip olduğunu; ancak yakın bir gelecekte bu gücü kaybedeceklerini, zira ilerde vatana döneceğini belirtmiştir. Rıfat Esad’ın Suudi Arabistan Prensi Abdullah (Kral Fahd’ın ölümünden sonra başa geçecektir) ile yakın ilişkileri vardır. Rıfat’ın eşlerinden biri, Prens Abdullah’ın eşinin kız kardeşidir. Rıfat Esad ve çocukları, yaptıkları evliliklerle, Suriye içinde güçlü, önde gelen Sünni ve özellikle de Nusayri ailelerle akrabalık ilişkisi ve sıkı bağlar kurmuştur. Bütün bunlar, Rıfat Esad’ın gücünün unsurlarını oluşturmaktadır. Aile içinde yaşanan bu rekabete rağmen, hiçbir zaman Rıfat Esad’ın şahsına karşı şiddet uygulanmamıştır. İlginç bir olay olarak, geçen yıl Mahir Esad, kız kardeşi Büşra’nın eşi ve Kara Kuvvetleri Askeri İstihbarat Başkanı Asıf Şevket’i, Rıfat Esad’ı eleştirdiği gerekçesiyle silahla yaralamıştır. Mahir, yaşanan rekabetin aile içi bir mesele olduğunu, dolayısıyla Asıf’ın amcasını eleştirmeye hakkı bulunmadığını öne sürmüştür. [5]

Abdülhalim Haddam
Sünni Müslüman olan Haddam (karısı Nusayri’dir), son yirmi yıl içinde Suriye’nin dış politikasının belirlenmesinde en önemli isimlerden biri olmuştur. Hafız Esad sonrası için olası başkan adayı olarak görülen Haddam’ın rejim içerisindeki etkinliği son yıllarda azalmış/azaltılmıştır. Hafız Esad’la beraberliği 1950’li yıllara dayanan Haddam, Esad’ın 1970 yılında iktidara gelişinden beri kendisiyle beraber olmuştur. Halk içinde fazla desteğe sahip değildir. Haddam, Suriye’nin özellikle Lübnan politikalarında etkin olan isimdi. Şu anki Lübnan Başbakanı zengin iş adamı Refik Hariri ve Suudi Arabistan’la bağları vardır. Haddam’ı tehlike olarak sezen Esad, 1998 yılında sorumlu olduğu “Lübnan Dosyası’nı” kendisinden alarak Beşar’a vermiştir. Genellikle etkin olmayan isimlerin seçildiği Başbakanlık görevi teklif edilmiş, ancak kabul etmemiştir. Son zamanlarda Haddam’ın rejim içindeki rolü neredeyse yabancı liderlere mesaj taşımaktan ibaret törensel bir nitelik kazanmaya başlamıştır. [6]

2- Ekonomik Reform

Suriye ekonomisi artan işsizlik, düşük yatırım, yüksek dış borç (22,5 milyar dolar civarında ve bu da GSMH’nin neredeyse iki katına denk düşmektedir), mali dengesizlik ve sübvansiyonlardan dolayı ciddi bir kriz içindedir ve durum gittikçe kötüleşmektedir. Devlet, ülke ekonomisinin yüzde 40’nı ve petrol, elektrik, bankacılık gibi stratejik sektörleri elinde tutmaktadır. Yıllık 250,000-300,000 kişi civarında iş talebi ortaya çıkmaktadır ve bunu karşılayabilmek için ekonominin yıllık yüzde 6’lık bir büyüme oranı sağlaması gerekmektedir. Ancak eldeki verilere göre şu anki reel büyüme oranı yüzde 2,2’dir. Ülkede yabancı yatırım da çok azdır. 1999’un resmi rakamlarına göre ülkede yabancı yatırım miktarı kırk yedi milyon dolar civarındadır. Yabancı yatırımı artırmak amacıyla, Suriye Hükümeti, yatırımcıların ve girişimcilerin üretim, ticaret, ihracat ve ithalat yapmalarını sağlayacak bir serbest bölge yaratılması amacıyla bir plan hazırlamıştır. Bu plan çerçevesinde yatırımcılar için Suriye’nin bir vergi cenneti haline getirilmesi de planlanmaktadır. Yıllık iki milyar dolar gelirle ülke ihracatının yaklaşık yüzde 60’ını ve GSMH’nin neredeyse 1/3’nü oluşturan petrol gelirleri de, teknik problemlere ve rezervlerin tükenmesine bağlı olarak azalmaktadır. 1991 yılında Suriye’de faaliyet gösteren petrol şirketi sayısı on dört iken, bu sayı şu anda dörde düşmüştür. [7] İşte bu zor ekonomik şartlar altında Beşar yönetiminin bazı ekonomik reformları gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Ülkenin ekonomik anlamda içinde bulunduğu bu zor şartlardan kurtulabilmesi amacıyla, Beşar başa gelişiyle beraber bir dizi yeni düzenlemelere gitmiştir. Öncelikle ülkede yerli ve yabancı yatırımın yapılamamasının önündeki en büyük engel olan sermaye kıtlığına karşı önlem alınması yoluna gidilmiştir. Suriye’de bankacılık sektörü devletin kontrolü altındadır ve yatırımcılar için gerekli kredi olanaklarını sunamamaktadır. İşte bu nedenle, ülkede yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı girişimcilere sermaye sağlanması amacıyla serbest bölgelerde yabancı bankaların faaliyet göstermesine izin veren yasa çıkarılmıştır. Serbest Bölge Örgütü Başkanı Hatfan Refai, bu izinle beraber, yatırım yapılabilmesi amacıyla girişimcilerin daha çok kredi olanaklarına kavuşacaklarını belirtmiştir. [8] Pazar reform planı çerçevesinde tüm ülkede yabancı bankalara ilerde izin verileceği söylenmektedir. Bu kararla beraber, üç Lübnan bankası (ikisi Fransız ortaklıdır) serbest bölgelerde faaliyet göstermeye başlamıştır. İzin alınması amacıyla birkaç banka daha Serbest Bölge Örgütü ile görüşmelerde bulunmaktadır.

Bankacılık sektöründe yaşanan bu değişimlerin yanında, kamu çalışanlarının ve askeri personelin maaşlarını yüzde 25 oranında artıran bir kararname geçtiğimiz ağustos ayı içinde yayımlanmıştır. Emekliye ayrılan askeri personelin emekli maaşlarında da yüzde 20’lik bir artış sağlanmıştır. Bu yasayla, yaklaşık on altı milyon nüfuslu ülkenin yaşam standardının iyileştirilmesi yönünde söz veren yeni yönetim, sadece 1,4 milyon kamu görevlisi ve askeri personelin faydalanabileceği bir karar almıştır. [9] Esas olarak bu ayrıcalıklı grupların desteğine ihtiyacı olan Beşar yönetimi, destek sağlamak amacıyla böyle bir karar almıştır. Bir diğer hedef de, alım gücü gittikçe azalan halka paralel olarak pazarlarda birçok malın birikmesi nedeniyle ekonomik aktivitenin artırılmasının planlanmasıdır. [10] Ekim ayı içinde ülkedeki 440,000 civarındaki işsiz gence yeni iş alanları yaratılması amacıyla toplam bir milyar dolar bütçeli beş yıllık bir plan uygulamaya sokulmuştur. Kaynağın ise iç, dış borç ve de petrol gelirlerinden karşılanacağı açıklanmıştır. Bu beş yıllık planın hedef kitlesi olarak 18-24 yaş arasındaki işsiz gençlik belirlenmiştir. [11] Ancak bu planın uygulanabilirliği konusu şüphelidir. Suriye Planlama Bakanı İssam Zaim’in açıklamalarına göre, maaş ve vergi sisteminin çökmesine bağlı olarak, orta sınıfın durumu da giderek kötüleşmektedir. Sayıları her geçen gün artan işsiz gençlerle beraber durumu kötüleşen orta sınıf da Beşar yönetimi için bir tehlike unsuru oluşturmaktadır. Beşar, burada bir ikilem içindedir zira iktidarda kalmasını sağlayacak güçlerin çıkarı rüşvet ve etkin olmayan bir ekonominin devamı yönündedir. Bu grupların desteği olmadan Beşar’ın iktidarda kalmayı sürdürmesi zor gözükmektedir ve dolayısıyla ekonomik reform yapılabilmesi için Beşar’ın önünde çok ciddi bir engel teşkil etmektedir.

Ekonomik liberalleşmenin beraberinde siyasi liberalleşmeyi de getireceği tezinden hareketle, mevcut yapının buna direnç göstereceğini söyleyebiliriz. Zira mevcut yapı azınlığın çoğunluk üzerindeki diktasıdır ve ülkeye demokrasi gelmesi azınlığın bu yönetiminin sona ermesi ve çoğunluğun yönetimi ele geçirmesiyle sonuçlanabilir. Ekonomik liberalleşme ve yabancı yatırımların artırılması, eski yöneticilerin sadece iktidar tekellerini değil, aynı zamanda ekonomik çıkarlarını da tehlikeye sokacağından, eski yöneticiler bu tür girişimlere karşı duracaklardır.

3- Modernleşme Çabaları

Beşar Esad, haftalık bir Mısır gazetesine verdiği demeçte kendisini demokrasiye inanmış, başkalarının düşüncelerine saygı gösteren, bakış açılarına katılsın ya da katılmasın her türlü düşünceye açık olan biri olarak tanımlıyor ve gücü kendi çıkarları için elinde tutanlardan olmadığını savunuyordu. [12] Bu açıklamalarıyla bir reformcu olduğunun sinyallerini veren Beşar Esad, ülkesine yeni teknolojinin girmesinde başrolü oynamıştır.

Beşar Esad, Ürdün Kralı Abdullah ve Fas Kralı Muhammed ile beraber internet nesli olarak anılmaktadır. Ağabeyi Basil’in 1994 yılında geçirdiği kaza sonrasında Şam’a dönen Beşar’ın bu dönemde tek resmi unvanı “Suriye Bilgisayar Kurumu” Başkanlığıydı. Bu kurum, 1989 yılında Basil tarafından kurulmuştu ve o tarihten itibaren başkanlığını kendisi yürütüyordu. Basil’in ölümünden itibaren bu kurumun başkanlığı üstlenen Beşar, Suriye’de internet, cep telefonu ve bilgisayar alanlarında yaşanan gelişmelerin baş kahramanı durumundadır. Başa geldiğinde verdiği vaatlerden biri de, ilerde bütün Suriyeliler’in internetten faydalanacağı olmuştur. Çeşitli güvenlik kaygıları nedeniyle Suriye, bu alanda geç kalmış durumdadır. Ülkede şu anda 5,000 internet üyesi ve e-mail sahibi kişi bulunmaktadır ve büyük oranda talep söz konusudur. 1997 yılında uygulanan “pilot projede” internet kullanma izni, Suriye Haber Ajansı, günlük gazete Teşrin ve Suriye Bilgisayar Kurumu gibi devlet kuruluşlarına verilmişti. 1998 yılında uygulamaya konan “geçici proje” ile internet kullanımının işadamları, doktorlar ve mühendisler gibi gruplar arasında kullanımına izin verildi. Şu anda ise, bütün halka açık internet kullanımı sadece Şam’da bulunan iki internet kafe aracılığıyla mümkün bulunmaktadır. Beşar Esad internetin halk tarafından kullanımının savunucularından biridir. Yakın dönemde Suriye’de internet kullananların sayısı büyük oranda artacaktır. Suriye Telekomünikasyon Kurumu ile işbirliği içinde özel bir şirket, tüm ülkeyi kapsayan bir proje çerçevesinde ilk etapta 50,000 kişiye internet kullanımını sağlayacak bir çalışmanın içerisindedirler. [13] Cep telefonu alanında da 2000 yılı başlarında başlatılan çalışmalar sonucunda, ilk mobil telefon sistemi Suriye’de kullanılır hale gelmiştir. Şimdilik bu imkana pilot bölge olarak seçilen Şam ve Halep’te yaşayanlar sahiptir, ancak beş yıl içinde cep telefonu kullanıcılarının sayısının bir milyonun üzerine çıkarılması hedeflenmektedir. [14]

Sonuç

Beşar için Batılı çevrelerde ve ülkesinde kullanılan “İnternet çağının lideri” gibi ifadelere karşın Suriye uzmanı Schenker, “Beşar’ın, Suriye’nin her yanına internet, cep telefonu, bilgisayar gibi yenilikler götürmesi ve açık topluma yönelmesi durumunda, azınlığın dikta rejimi olarak adlandırdığı Suriye rejimi içindeki elit yönetici sınıfın, yeniden yapılanma girişimlerine ve dolayısıyla rejimin intiharına izin vermeyeceğini” belirtmektedir. Dolayısıyla her ne kadar yukarıda saydığımız şekilde modernleşme ve ekonominin düzeltilmesi yönünde çalışmalar yapılmış ve somut adımlar atılmış olsa da; kendi iktidarının da temel dayanağını oluşturan muhafazakar güç odaklarının bu tür girişimlere direnç göstermesi beklenmelidir. İktidar, Gorbaçov döneminde Sovyetler’de yaşanan ve rejimin yıkılışıyla sonuçlanan açılım politikası sürecinin bir benzerinin de Suriye’de yaşanacağını düşünmekte; dolayısıyla, bu sürece karşı ihtiyatlı yaklaşmaktadır.



* ASAM Orta Doğu Araştırmaları Masası

[1] Eyal Zisser, “Can Bashar al-Assad Hold On In Syria”, The Washington Institute For Near East Policy, Policy Watch No:470, 12 Haziran 2000, s. 1
[2] Ali Duba’nın görevinden alınışıyla ilgili olarak ayrıntılı bilgi için bkz: “Syria Replaces Veteran Military Intelligence Chief”, Middle East Intelligence Bulletin: http://www.meib.org/articles/0002_me5.htm, Cilt 2 (2), Şubat 2000.
[3] Ramazan Kılınç, ‘Suriye’de Değişim İmkanı’, Stratejik Analiz, Cilt1 (3), s. 12
[4] ‘Bashar’s Challenges: The Establisment and its Discontents’, Middle East Intelligence Bulletin, Cilt 12 (12), 16 Haziran 2000, s. 1
[5] Rıfat Esad hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz: ‘Dossier:Rıfat Assad’, Middle East Intelligence Bulletin: http://www.meib.org/articles/0006_sd.htm, Vol:2 No:5, 1 Haziran 2000.
[6] Abdülhalim Haddam hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz: “Dossier: Abdül Halim Khaddam”, Middle East Intelligence Bulletin: http://www.meib.org/articles/0002_med.htm, Cilt 2 (5), Şubat 2000.
[7] ‘Bashar’s Dilemma’, Stratfor’s Global Intelligence Update: http://www.stratfor.com/MEAF/commentary/0010050020.htm, 5 Ekim 2000.
[8] ‘Syria Expects Foreign Banks in Free Zone to Spur Growth’, Middle East Times: http://www.metimes.com/2K/issue2000-33/bus/syria_expects_foreign.htm, 18 Ağustos 2000
[9] Reuters, 26 Ağustos 2000.
[10] ‘Syrian Expert and the İncrease of Wages and Salaries’, Arabic News: http://www.arabicnews.com/ansub/Daily/Day/000831/2000083102.html, 31 Ağustos 2000.
[11] ‘Bashar’s Dilemma’, Stratfor’s Global Intelligence Update: http://www.stratfor.com/MEAF/commentary/0010050020.htm, 5 Ekim 2000.
[12] Pat Lancaster, ‘Syria Looks Forward’, The Middle East, Sayı:301, Ağustos 2000, s. 6
[13] Alan George, ‘Syrian Surfers Take to the Net’, The Middle East, Sayı: 305, Ekim 2000, ss. 31-32
[14] Alan George, ‘Syria’s First GSM Systems Near Completion’, The Middle East, Sayı:298, Şubat 2000, ss. 29-30.